26 Mayıs 2012 Cumartesi

ANKARA HAYVANAT BAHÇESİ

Belki biliyorsunuzdur, doktora tezimi hayvanat bahçesi gibi okul dışı ortamların biyoloji alanına olan motivasyonuna etkisi üstüne yapıyorum. E haliyle Ankara'da yaşayan bir insan olarak araştırmamı Ankara Hayvanat Bahçesi'nde yapıyorum. Bu süreçte yaşadıklarımı, hayvanat bahçesinin kendisini de anlatarak sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bahçe Girişi
Hayvansever bir babanın şanslı kızı olarak gözümü hayvanat bahçesinde açtım desem yeri olabilir. Havaların güzel olduğu her hafta sonu kendimizi Atatürk Orman Çiftliği'ndeki hayvanat bahçesinde buluyorduk. Her tür hayvanı görebilme, onlarla iletişime geçebilme, beden yapılarını inceleyebilme şansım olduğu için kendimi özel hissediyordum. 20li yaşlarda insanların hayatında hiç fil görmemesine hala bile oldukça şaşırıyorum. Dolayısıyla durumu ne olursa olsun Ankara Hayvanat Bahçesi benim büyüdüğüm bir yer olduğu için hakkında kötü şeyler söylemek gerçekten kalbimi parçalıyor.

Burada hayvanat bahçelerinin var olma nedenlerini veya olmalı mı olmamalı mı'yı tartışmayacağım. Ama ne güzeldir ki son yıllarda bu tür yerlerin oldukça fazlasının iki amaç etrafında toplanıp birbirleriyle ortaklıklar kurduklarını görüyoruz. Bu amaçlardan biri soyu tükenmekte olan türlerin doğal yaşam alanlarına en yakın şekilde barındırılıp korunması. Bir diğeri ise eğitim odaklı merkezler olarak hizmet vermeleri. Hayvanat Bahçeleri'nin bu amaçlara hizmet edip etmediğini kontrol eden Avrupa odaklı bir birlik bile var: EAZA.
EAZA logosu

 EAZA, hayvanat bahçesi üzerinden hayvan ticaretini yasaklayan, sadece hayvanat bahçelerinde doğmuş hayvanların iki hayvanat bahçesi arasında değiş tokuşuna izin veren, doğal alanlarından hayvanların kopartılıp esaret altına alınmasının karşısında duran harika bir kuruluş. Türkiye'de Bursa ve İzmir Hayvanat Bahçeleri EAZA'ya üye kuruluşlar. Yıllar önce girişimci dostum Duygu ve voltranımızın diğer parçası Hale, TÜBİTAK desteğiyle Ankara Hayvanat Bahçesi'nin de bu kuruluşa üye olması ve bu çerçevede barınakların yeniden yapılandırılması için bir proje başlatmışlar, ama hayvanat bahçesi yönetimi tarafından sert bir dille geri çevrilmişlerdi.

Hayvanat Bahçeleri ve (bence) olması gereken durumlarını belirttikten sonra Ankara'daki bahçemize ve 2012 yılı Mayıs ayında yaşadıklarıa geri dönüyorum.

Okul grubumla geziye gitmeden önce bir ön gezi yapayım dedim. Girişte artık ücret alınmadığını da bu şekilde öğrendim. Önce bütün bahçeyi en kısa ne şekilde ve kaç saatte gezebilirim ve hangi hayvanlar mevcut diye bir ön gezi yaptım. Bu süreçte özellikle hayvanat bahçesinin eski tarafı yani akvaryum, maymunlar, köpekler ve yırtıcı kuşlar tarafının içler acısı haliyle karşılaştım. Daha önce şunu belirtmiştim: eğer hayvanları esaret altında tutuyorsak bari eğitici amaçlara hizmet edelim, küçük büyük herkesi hayvanlar alemi hakkında bilgilendirelim. Bu doğrultuda en önemli şey tabiki hayvanların tanıtım yazıları. Fakat ne yazık ki kafes içinde duran hayvan ile kafesin önünde yazan genelde örtüşmüyor. Bazı kafeslerin önünde hiçbir tanımlama kartı bulunmuyor.
Maymun :(

Yeni açılan tünel akvaryum (dışı köpek balığı maketi şeklinde) kapısında koca bir asma kilitle beraber sadece dış görünüşüyle bahçeyi süslüyor. Açılacak mı, içeriği ne olacak, açılacaksa ne zaman açılacak hiçbir bilgilendirme yok.
Kullanılmayan Tünel Akvaryum'un dış süsü
Köpek kısmı içler acısı. beton kafeslerinin arkası yemyeşil geniş alanlar içeriyor, ama o alanlar bomboş, tatlı dostlarımız ise minicik kafeslerde stereotipler geliştirmiş dolanıyorlar. (Stereotip: Belli canlı gruplarının yaşam şekilleri sebebiyle geliştirdikleri alışkanlıklar. Özellikle esaret altındaki hayvanların istemsizce düzenli bir şekilde aynı bölgeyi arşınlama davranışı da stereotipe bir örnek.)
Köpek Kafesleri
Devekuşları, keçiler, lamalar, yaklar, kurtlar, ayılar nispeten daha iyi durumdalar. Geniş yeşil alanlı kafesleri doğal yaşam alanlarına yakın şekilde tasarlanmış. Tanım panoları genelde doğru ve anlaşılır (çalıların arkasında kalan kurt yazısını saymıyorum).
Ayıcıklar

Ankara Keçisi
Çocuklar için özel bir hayvanat bahçesi yapmışlar. Kafeslere girip hayvanları sevebiliyorsunuz. Fakat çoğu kafes boş ya da içindeki hayvan neyin nesi ona dair bir bilgi yok. Bu kısımda daha çok kar getiren oyuncaklar, midilli ve ata binme alanları, faytonlar oldukça bakımlı durumda. Hatta faytonları çeken atlar yandaki yeşillik alanda başıboş otlanıyorlar, bu benim çok hoşuma gitti doğrusu. 
Fayton gezmesi
İçeride bulunan piknik alanında yine ilkokul öğrencileri vardı. Biz de zamanında okulla buraya pikniğe gelirdik diye düşünüp onlar adına keyiflendim. 

Bütün alanı hızlı hızlı yürüyerek bir saatte gezdim ama gerçekten çok yoruldum. Daha sonra ölen güzeller güzeli filin artık boş yaşam alanının üst katındaki müdüriyete doğru yollandım. Amacım gezi için randevu alıp bir el haritası edinmek ve her hangi bir eğitim dökümanı varsa onları elde etmekti. Kapıdaki güvenlik beni durdurdu. Randevu için geldiğimi söylediğimde:
-Abla giriş zati ücretsiz. İstediğin kişiyi al gel, önemli değil.
Cevabını aldım. Harita sorduğumda:
- Yoh. E zati sen gezmiş nerede ne var görmüşsündür, o şekilde öğrencileri gezdidirirsin.
Şeklinde cevap verdi. Alacağım karşılığı bile bile eğitim dökümanı sorduğumda ise yüzüme boş boş bakmakla yetindi. Eminim bir Ankara kedisi satın alacağım desem beni çaylarla içeride misafir ederlerdi. Neyse dedim, artık Ankara'da bütün işler böyle. Adamlar hayvanat bahçesine niye farklı gözle baksın. 

Tabi ki mıknatısı yok. :(




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder