1 Mart 2012 Perşembe

BENİM AMSTERDAM'IM

[27-28 Şubat 2012 tarihlerinde oradaydık.]

Cuma günü gece saat 23:30 civarı vardığımız Centraal Station sayesinde kendimizi Amsterdam'da bulduk. (Schipol Havaalanı'ndan Centraal Station'a olan tren tarifesine buradan ulaşabilirsiniz.)

Kaldığımız hostel Red Light'ın tam göbeğinde, Oudekerk'in beşyüz metre ilerisinde Bulldog Hostel. Geceliği 22,50 Euro'ya 12 kişilik odalarda konakladık. Gerçekten çok temiz. Havlu, şampuan ve sabun'u odanıza girereken resepsiyondan alıyorsunuz. Alt katında inanılmaz bir marihuana kokusu mevcut, ama odalarda rahatsız edici boyutta değil. Güvenlik konusunda hiç bir sıkıntı yaşamadık, ayrıca çok merkezi olduğu için de rahatlıkla gidip geliyorduk. Kahvaltı 07.30-10.00 arası ve konaklamaya dahil. Müsli, kaşar ve jambon seviyorsanız harika.



Bulldog Hotel
İlk gece bölgedeki ünlü mekanları araştıran Şafak'ın önerisiyle Burger Bar'a gittik. Muhteşem!! 15 Euro'ya da olsa inanılmaz doyuyorsunuz, tavsiye ederiz. Çeşitli şubeleri mevcut, size en yakınına şuradan ulaşabilirsiniz: http://www.burger-bar.nl/

Burger Bar
Haftasonu sekiz kişilik bir ekip ile Tilburg şehrine yarışmaya gitmemiz gerekiyordu. Sabah diğerleri yarışma hazırlıklarını yaparken, ben ve yarışmayacak bir ekip ile birlikte hostelin üstünde bulunduğu kanalın sonundaki Amstelkring müzesine bir saatlik bir gezi yaptık.

Müzenin gerçek adı On's Lieve Heer op Solder. Anlamı: Tavanarasındaki Efendimiz. 17. yüzyıl dönemindeki haline uygun olarak dizayn edilmiş bu kanal evine girdiğinizde o döneme ait bir mutfak, dolaplara gömülü yataklar, tahta dar merdivenler ile karşılaşıyorsunuz. İşin ilginç kısmı orta katta karşılaştığınız günah çıkarma odası. 
Amstelkring Müzesi - Günah Çıkarma Bölümü
Daha sonra okları takip ederek tavanarasına çıkıyor ve gördüğünüz manzara karşısında büyüleniyorsunuz:
Amstelkring Müzesi
Evin çatısında saklanmış bir Katolik kilisesi mevcut. 1578 yılında Kalvenci Hollandalıların katolik İspanyol Habsburg'lara karşı ayaklanması sonucu İkonkırıcılık hareketi başlamış ve katolik bütün kiliseler yağmalanmış. Ayrıca Amsterdam'da katolik ibadethaneler kapatılmış. İşte bu sebeple, Amstedam'lı zengin bir aile kendi evlerinin ve yan iki evin tavanarasını birleştirip bu kiliseyi inşa etmiş. İşte müzenin ismi de buradan geliyor: Tavanarasındaki Efendimiz. Girişi 8 Euro olan bu müzeyi gezmenizi kesinlikle öneririm.

Tilburg'da yarışmanın yapıldığı bina
Daha sonra Dam'ın arkasından tramvaya binerek Overtoom caddesindeki Hertz'e ulaştık. İki günlük araba kiralamamız gerekiyordu çünkü yarışmaya başka türlü ulaşmamız zordu. Öncelikle Hertz'den hiç memnun kamadığımızı, ellerine geçen her fırsatta bizi kazıklamaya çalıştıklarını söylemek istiyorum. Sadece bir örnek vereceğim: arabayı alırken benzin deposunu dolu getirmemiz gerekip gerekmediğini sorduğumuzda gerek olmadığını, buradaki pompadan aynı fiyata doldurduklarını söylediler. Ancak kiralama sonunda bize verdikleri fişe bakınca pompa hizmeti olarak ekstra 18 Euro aldıklarını gördük. İşte bu ve buna benzer sebeplerle kendilerine hiç güvenimiz kalmadı. Sizin de araba kiralamanız gerekirse mutlaka çok uyanık ve dikkatli davranın, çok gerekmiyorsa kiralamayın. 

ODTÜ EDT Tilburg'da
Araba ile ekibimizi alıp Tilburg'a bir buçuk saatlik bir sürüş ile ulaştık. Yarışma sonrası ise şehre geri döndüğümüzde bizi büyük bir park problemi bekliyordu. Önceden Park & Ride denilen uzak bölgelerde gecelik 8 Euro ödeyerek ve bedava toplu ulaşım bileti alarak arabamızı bırakabileceğimize dair bilgi edinmiştik. Biz de yakın bir P&R'a gidelim dedik (Zeeburg). Navigasyon cihazı bizi öyle bir yere götürdü ki, birine sormasak bulamazdık. Biz 02.00'e kadar tramvay olduğunu zannediyorduk ama o saatte sadece gece otobüsü varmış ve bize verdikleri bedava bilet onda geçerli değilmiş. Bu nedenle kişi başı 4 Euro ödedik. Neyse bir şekilde şehre dönebildik ama çok sıkıntılı oldu. Ertesi gün akşam ise çok daha kolay bir yol bulduk park için: şehir içinde yol kenarında saat 01:00'den sabah 09.00'a kadar park bedavaymış! Sabah dokuzu geçirmediğiniz sürece sorun yok çünkü sonrasında saat başı 4 Euro ödüyorsunuz.

Yarışma bittikten sonra bizi bekleyen iki gün kendimizi tamamen gezmeye verdik. Sadece zaten içinde bulunduğumuz Red Light Bölgesi'ni, burada bulunan Oudekerk'i, yakındaki Neuwemarkt ve Waag'ı, Çin Mahallesi'ni gezmeye gerek duymadık çünkü her saat bol bol kendilerini görüyorduk.

De Oudekerk
Sabah ilk işimiz Dam üstünden geçerek Spuistraat'a bulunan İnner Space'e varmaktı. Burası halisünatif truffle satan yerlerin en iyisiymiş.
Innerspace
Dükkandaki tatlı satıcı bizlere nelere dikkat etmemiz gerektiğini anlattı. Dört farklı çeşidi var, 10 gramdan 20 grama kadar miktarları mevcut. İlk defa deneyecekler için 10 gramlık Mexicana yeterli olur dedi. Biz daha önce deneyen arkadaşımızı dinleyip 15 gram aldık, fakat farklı versiyonlarından daha fazla deneyenlerden çok da farklı bir tribe girmedik. Bu sebeple türleri çok da önemli değil sanırım.

Mantarımızı alıp, tribe girmenin en çok önerildiği Vondelpark'a kadar Leidestraat üstünden yürüdük. Burası bir çok mağazanın bulunduğu çok güzel bir cadde. Sonunda harika meydan Leidesplein'e ulaşıyor.
Vondelpark
Yaklaşık altı saatlik harika bir Tim Burton dünyası gezisinden sonra Vondelpark'tan Leideseplein'e geri döndük. Koningsplein üstünden Bloemenmarkt'a (Çiçek Pazarı) çıktık. 
Bloemenmarkt'ın arkadan görünümü
Bloemenmarkt'ın içi
Boylu boyunca sıralanmış çiçekleri geçerek  Muntoren'e vardık.  Burası 1673 yılında Darphane olarak kullanılmış bir süre. Kulenin temeli ortaçağ kent duvarındaki geçitten kalma ve görmeye değer.
Muntoren
Buradan muhteşem Spui meydanına yürüdük. Burada çok eskiden beri kahverengi kafe olarak hizmet veren Cafe Hoppe bulunuyor.
Spui Meydanı
Meydan'nın bir kenarında üstünde bellli belirsiz Begijnhof yazan bir kapı var. 17.00'den önce o kapıyı açarsanız sizi harika bir süpriz bekliyor.
Begijnhof Girişi
Sessizliği duyabildiğiniz bu avlu ile ilgili ayrıntılı bilgi Amsterdam yazısında mevcut.
Begijnhof
Daha sonra kanalın karşısındaki De Krijtberg kilisesine uğradık. Yine gürültüden sessizliğe büyülü bir geçiş. Diğer protestan kiliselerinin aksine oldukça süslü olduğunu burada belirtmek istedim.
De Krijtberg
Buradan Negen Straatjes (Dokuz Sokak) üzerinden dolaşarak Westerkerk'e ulaştık. Bu kilisenin önünde 2. Dünya Savaşı sırasında zulüm gören eşcinseller için yapılan Homomonument ve tatlı Anne Frank heykelini görebilirisiniz.
Westerkerk ve Homomonument
Anne Frank heykeli
Burası Jordaan bölgesinin doğu kıyısı oluyor. Kuzeye doğru yürüdükçe muhteşem bir Amsterdam akşamı sizleri karşılıyor. Burası öğrenciler ve entel kesimin bolca takıldığı tatlı bir bölge. Yürürken evlerinde yemek hazırlayan, bilgisayarları başında çalışan veya kitap okuyan Amsterdam'lıları görebilmeniz mümkün. 

Jordaan
Oturup bir şeyler içecek Coffee arayışlarımız sırasında en iyi Space Cake yapan Paradox'a ( Bloemgracht'ta, küçük ve aydınlık bir mekan), Greenhouse'a (Haarlemmerstraat'ta, girişte zeminin altında camla kaplanmış bir akvaryum var) ve en son yine Haarlemmerstraat'taki ünlü Barney's'e ulaştık. Burada minik biralara çok paralar veriyorsunuz, pek tavsiye etmiyorum.
Barney's
Ertesi gün sabahtan Dam'ı geçerek tramvay ile Museumplein'e vardık.

Dam Meydanı
 Burada ünlü I Amsterdam harflerinde fotoğraf çektirdik.

Daha sonra Heineken Experinece yanından Albert Cuyp Markt'a vardık. ( Biz girmedik ama 20 Euro'ya Heineken'de bira damıtımevi gezip 2 bira alabilirmişsiniz). Albert Cuyp bildiğiniz bir pazar. Ve ne yazık ki ucuz da değil. Sadece peynirler ve laleler ucuz.
Abert Cuyp Markt
Buradan Reguliersgract'a doğru çıktık. Kambur köprüleriyle çok sevilen bu kanalda Museum van Loon bulunuyor. Girmeye çabaladık ama salı günleri kapalıymış :(. Biz de Willet-Holthuysen Müzesi'ne gireriz diye kuzeye doğru yollandık. Bu müzenin de girişi 10 Euro olunca vazgeçerek Waterlooplein'e vardık. Burada tatlı Magere Brug, güzel Bauwbrug ve ünlü buz bar Xtracold var. 
Blauwbrug
 Xtracold, girişin 14,50 euro olduğu -13 derece bira içtiğin bir bar. Sadece turist tavlamak için para tuzağı olarak gördüğümüz için biz girmedik ama giren arkadaşlardan beğenenler de var.

Xtracold
Biz de alternatif olarak yakındaki Rembrandthuis'e girdik. Ressamın zamanında yaşadığı, resimlerini yaptığı ve sattığı ev gerçekten görülmeye değer. Giriş 7,50 Euro.
Rembrandt'ın eşi Saskia'nın odasını aynı bu resimdeki gibi görebiliyorsunuz.
Rembrandthuis - Mutfak
Rembrandthuis'de, ressamın resmetmek için biriktirdiği objeler
 Burada eğri durduğu için tuhaf görünen minik ev Cafe Sluyswacht'ı görebilirsiniz.
Cafe Sluyswacht
Daha sonra muhteşem botanik bahçesi önünden (Hortus Botanicus) Plantage Kerklaan'a yürüdük. Burada leziz Burgermeester'de yine kendimize harika bir burger ziyafeti çektik.
Burgermeester
Artis Hayvanat Bahçesi'nin önünden geçerek güzel bir köprüden Entrepotdok'a geçtik. Eskiden depo olarak kullanılan evler şimdi bir çok Hollandalı'ya ev sahipliği yapıyor.

Entrepotdok
Buradan Funenkade üzerindeki büyük yel değirmeni De Goyer'e yürüdük. 
De Goyer
Şehre daha sonra taşınan yel değirmeninin yanında eskiden hamam olan bira damıtımevi ve birahane Brauwerij 't IJ bulunuyor. Biralarını biz sevmedik, belki sizin hoşunuza gider.
Brauwerij 't IJ
Yel değirmeni gezimizin sonrası tramvay ile Westerkerk'e geri gittik. Amacımız Anne Frank Huis'i gezebilmekti. Kişi başı 9 Euro olan müze-evi görmenizi şiddetle tavsiye ederim. 2. Dünya Savaşı sırasında 2 yıl evlerinin üst katındaki gizli bir bölmede saklanan ailenin küçük kızı Anne'nın yazdığı günlük ile ortaya çıkan gerçekler sayesinde müzeye dönüştürülen ev sizi o dönemin acımasız baskısını yüreğinizde hissetmenizi sağlıyor.
Anne Frank Huis'te saklandıkları gizli geçit
Buradan benimle gezen ekip yorgunluğa yenik düştü. Bense bir kaç yeri daha görebileceğime inanıyordum. Bu sebeple yakınlardaki şahane elmalı pay yapan Winkel'e yürüdüm. Tek başınıza yememenizi öneririm, devasa!!
Winkel'de elmalı pay 
Yürüyüş sırasında Prisengracht'taki düşkünlerevi Hofje'lerden biri olan Zon's Hofje'ye girmek istedim fakat 18.00'de kapanıyormuş o yüzden kapısından döndüm. Zamanında düşkünlerin huzur içinde yaşayabilecekleri yerler olarak tasarlanan Hofje'ler hala aynı amacı güdüyor fakat ziyaretçilerden huzur dolu bahçelerini saklamıyorlar.
Zon's Hofje girişi

Zon's Hofje avlusu
 Az ileride kanalın karşısında Noorderkerk bulunuyor.
Noorderkerk
Buradan Dokuz Sokak'tan geçerek Binnenkant'a yürüdüm. Montelbaanstoren (Hollanda donanmasını korumak amacıyla 1512'de yapılan kule) manzaralı bu harika kıyı görülmeye değer.

Gece Leidseplein tarafına gitmeden önce kısa bir Red Light gezisi yaptık. Ana kanallarda daha çok turistik amaçlı vitrinlerin bulunduğunu, ancak ara sokaklara girersek gerçek Red Light çalışanlarını görebileceğimizi bu şekilde farkettik. Özellikle Oudezijds Vorburgal üzerinde dapdar bir sokağa ve yine bu caddeden girilen bir sokaktaki vitrin pasajına şaşkınlıkla tanık olduk. 
Pasajın içi
Dark
Redlight'taki en dar sokak, ileride vitrinler bulunuyor
Dar sokağın sonundaki vitrinler
Daha sonra Kalverstraat üzerinden Leidseplein'e yürüdük. Bu cadde trafiğe kapalı ve harika mağazalar bulunuyor. 
Kalverstraat
Weeshuispoort aan de Kalverstraat
Kalverstraat'ta eğri geçit
Buradan ikiye bölündük. Cebinde hala parası kalanlar ünlü Kaburgacı Cafe de Klos'a, parasız ekip ise Porto Carrera'ya gitti yemek için. Klos Kerkstraat'ta, ve bir tabağa 16 Euro veriyorsunuz ama üç günlük yemeğinizi de afiyetle ve keyifle yiyorsunuz.
Klos'un gösterişsiz tabelası
Klos'un gösterişli kaburgası
Porto Carrera ise orada yaşayan Melis tarafından önerilmiş ucuz ve keyifli bir İtalyan lokantası. 5 Euro'ya pizza, makarna veya lazanya yiyip 2 Euro'ya şarap içebilirsiniz. Muzlu tatlısı da bir harika ve şeker bir Türk garsonu var.
Porto Carrera'da biz
Ünlü Coffeeshop Rokerij'den kekimizi alıp Leidseplein'deki kafelerden birinin dışına oturduk. Kimse gelip sizinle ilgilenmiyor dolayısıyla istediğiniz kadar oturabiliyorsunuz.
Rokerij
Hem Rokerij'in hem de Leidseplein'deki Bulldog Palace'ın içi harika. En azından bir girip bakın.
Rokerij'in gotik iç dizaynı
Bizim Amsterdam'daki son gecemiz hostelimizin altındaki cafede kek kafalarını yaşayarak tatlı bir şekilde bitti. Umuyorum sizin de Amsterdam maceranız en az bizimki kadar renki ve keyifli olur!!

Referanslar:
Gezerken Dost Kitabevi'nin On Adımda Amsterdam kitabı hiç elimden düşmedi. Hem ucuz hem kullanışlı, tavsiye ederim. Ayrıca Şafak'ın En İyiler - Amsterdam haritası da harika bir kaynak oldu, özellikle yemek yerleri, coffeeshoplar ve smartshoplar için. Son olarak harika önerilerinden ötürü Melis'e öpücükler!!
   
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder