18 Kasım 2011 Cuma

MADRID

[12-16 Ocak 2012 tarihleri arasında oradaydık].

Kardeşleri kıyaslar gibi kıyaslıyorlar Katalonya özerk bölgesinin başkenti Barcelona ile İspanya'nın eski Magerit'ini ve bu yarışı kaçınılmaz olarak her zaman Gaudi'nin muhteşem şehri Barcelona kazanıyor tabi ki. Oysa tek başına bakıldığında İspanya'nın tam ortasındaki güzel başkent Madrid, insanın yoğun ve boğucu hayatına ilham verici lezzetleri, muhteşem müzeleri, büyüleyici meydanları, devasa binaları ve geniş caddeleri ile harika bir mola imkanı sunuyor.
.
Plaza de Cibeles



Hotel Audotorium'da düzenlenen dans yarışmasına katılmak için gittiğimiz Madrid'de yine aynı otelde konakladık. Otel, Madrid Barajas havaalanının tam yanındaydı ve otelin sunduğu bedava shuttle imkanı sayesinde otelimize kolaylıkla ulaşabildik. Belki sizlerin de konakladığı otellerin böyle imkanı vardır, mutlaka araştırın. Otel minibüslerinin kalktığı durakta otellerin telefon listesi var, buradan oteli arayıp sizleri gelip almalarını rica edebiliyorsunuz.

Otobüs ve metro ikilisi ile şehir merkezine yaklaşık bir saatlik bir süre içinde ulaşabiliyorduk. Şehirde ilk durağımız güzel meydan Puerta del Sol'du.
Harika meydan & sokak ismi
seramiklerine bir örnek

Puetra del Sol (Güneş'in Kapısı), Madrid'in en güzel meydanlarından biri ve ünlü "Sıfır Kilometre Taşı"na (Madrid'deki altı yolun başlangış noktası) ve Madrid'in diğer önemli sembolü "El Oso y el Madrono" (Ayı ve Çilek Ağacı isimli bronz heykel)'e ev sahipliği yapmakta.


Yarım daire şeklindeki meydan şehrin buluşma noktası.
Puerta del Sol

Meydana metro ile ulaşmanız çok kolay çünkü Sol isimli durakta indiğinizde direk meydana çıkıyorsunuz. Her saat kalabalık olan bu cıvıl cıvıl mekan aynı zamanda İspanya'nın büyük mağazalar zinciri El Corte Ingles'e ev sahipliği yapıyor.
Puerta del Sol'da El Oso y El Madrano

Puerta Del Sol'dan Calle Mayor üzerinde ilerleyip ara sokaklardan geçerek kemerli bir kapıdan harika Plaza Mayor'a ulaştık. Burası birden fazla kapı sayesinde ara sokaklardan girilen dikdörtgen bir meydan. Eskiden boğa güreşlerine, Enginizasyon Mahkemesi duruşmalarına ve idamlara ev sahipliği yapan meydan artık cafeler ile capcanlı.

Plaza Mayor'a giriş kapılarından biri

Plaza Mayor ve Filippe III heykeli

Plaza Mayor ve nefis Farggi dondurması

Kentin doğu tarafını oluşturan bu kısımlar Habsburg hanedanlığı döneminde yapılmış eski Madrid olarak geçiyor. Plaza Mayor da Habsburglar tarafından yapılmış bir meydan. Yukarıdaki fotoğrafta arkamda duran bina bir Ekmek Fırını ve meydandaki kiremit renkli binaların yanında harika süslemeleriyle dikkat çekiyor. Yakından incelemenizi öneririm.

Meydanın hemen yakınında Art Neuveau tarzı harika bir pazar göze çarpıyor. Mercado de San Miguel, bize pek otantik gelmese de Avrupalılara ilginç geliyordur mutlaka.
San Miguel Pazarı

Biz ertesi gün yarışacağımız için şehre yemek yemek için indiğimizden harika bir Paella'cı bulup kendimize bir ziyafet çektik. Paella -'Paeyya' diye okunuyor- kendine özgü bir tavada sunulan ve çoğunlukla deniz ürünleri ile çeşnilendirilmiş safranlı bir pirinç pilavı. Harika!
Paella ve Sangria

Beraberinde minik güveçte getirilen Patatas Bravas sipariş verdik. Fırında pişen patatesler minik et parçaları ile sunuluyor ve leziz. Ayrıca her yemekte içecek olarak sürahide gelen Sangria içtik. Kırmızı şarap, sprite, şeker ve meyve parçaları ile yapılan bu içeceğin tadı damağımızda kaldı. Ayrıntılı tarifi için buraya uğrayın.Yemekten önce İspanya'ya özgü yeşil zeytin ikram ettiler, ama zeytin dışında ikram konusunda pek başarılı oldukları söylenemez.
Açlıktan saldırdığımız zeytinler ve Sangria

Ertesi gün yine yarışma sonrası akşam yemek için şehre indik. Bu sefer metronun Atocha durağında indik. Atocha, aslında 2004 yılında bombalanan tren istasyonunun adı. Bu istasyon aynı zamanda içindeki yapay ormanıyla dikkat çekiyor.
Atocha Tren İstasyonu

Puerta del Sol'a doğru çıkan geniş caddenin de adı Atocha. Buradan yukarı tırmandığınızda Sol'a yakın kısımlarda Santa Ana Meydanı'na ulaşıyorsunuz.
Santa Ana Meydanı

Meydanda Madrid'in en eski tiyatrosu, İspanya'nın birahaneleri Cervecerialar ve Tapas barları bulunuyor. Meydanın çevresindeki ara sokaklar ise Art Nouveau tarzı cafeleri, seramikler üzerine boyanmış resimli tabelalarıyla dolup taşıyor. Özellikle Huertas isimli trafiğe kapalı cadde bu tarz barlarıyla ünlü.
Huertas'ta bir cafe


Biz yemeğimizi Lizarran'da yedik. Bu tapas zinciri, muhteşem tapaslar ve harika etleriyle sevimli bir mekan. Tapas, genellikle bir dilim ekmek üzerine çeşitli malzemelerle lezzetlendirilmiş atıştırmalıklar. Bizim kültürümüz için doyuruculuktan çok uzak olsa da son derece lezzetli ve keyifli bir atıştırmalık.

Lizarran'da Tapaslar

Lizarran'da sangria

Cumartesi günü yarışmamız yoktu. Sabah erkenden gezmek için şehre indik. Pazar günü yarışacağımız için çok yorulmak istemiyorduk ve bu sebeple Madrid Hop-on Hop-off şehir turunu tercih ettik. İyi ki etmişiz. Otobüsün gittiği yerleri yürüyerek gezmeye kalksak bir gün ve gücümüz asla yetmezdi.

Yetişkinler için 1 günlük tur 20 Euro. İki farklı rota mevcut, biri Habsburglar tarafından yapılan eski şehir kısımlarını diğeri ise Bourbonlar tarafından yapılan modern Madrid kısımlarını gezdiriyor. Birinden diğerine aktarma yapma olasılığınız mevcut. Aktarma yapabileceğiniz duraklar aşağıda o rotanın rengini taşıyan noktalarla işaretlenmiş.

Route 1 - Historic Madrid Route 2 - Modern Madrid

Durakları harita üzerinde görmek isterseniz: http://www.gomadrid.com/madrid-vision/routes.pdf

Biz Plaza Mayor'daki turizm bürosundan aldık biletlerimizi ve meydanın hemen arkasındaki Calle Mayor'dan otobüse bindik. Ama büfelerden de bilet alma olasılığınız mevcut. Mayor'dan Bourbonların Madrid'i tarafında olan harika cadde Paseo del Prado doğrultusunda ilerledik ve ünlü Prado Müzesi önünden ikinci rotaya geçiş yaptık.

İkinci rotada Madrid'in zengin bölgesi Salamanca'yı, buradaki meşhur mağazalarla dolu Calle Serrano'yu, Real Madrid'in ünlü stadı Santiago Bernabeu'yu görüyorsunuz.
Madrid Şehir Turu

Santiago Bernabeu

Bourbon Madrid'inin harika yeşil bölgesi Retiro Parkı (Parque del Buen Retiro), özellikle Paseo del Prado tarafındaki giriş kapısı ve yapay gölündeki devasa anıt ile sıcak havalarda dinlenmeniz için harika bir mekan.
Retiro Parkı

Bu bölüm geniş caddeleri ve devasa meydanları ile büyüleyici güzellikte. Meydanlardan biri Plaza de Cibeles, Madrid'in sembolu olmuş Cibeles çeşmesine ev sahipliği yapmakta. Real Madrid futbol takımı önemli karşılaşmalardan başarıyla çıktığında taraftarlar ve hatta sporcular burada buluşup kutlamalar yapmaktaymış. Kutlamalar sırasında heykel zarar gördüğü için artık sadece takım kaptanının heykele yanaşma izni varmış.
Plaza de Cibeles


Bir başka meydan Plaza Colon, özellikle önemli tarihlerde İspanyol'ların bir araya gelip kutlamalar yaptıkları bir meydan.
Plaza Colon'da İspanya Futbol takımının 2008 UEFA Şampiyonluğu'nu kutlarken

Puerta de Alcala, yine Madrid'in simgesi olmuş, King Felippe III'ün eşini onurlandırmak için yapılmış bir Tak.

Puerta de Alcala

2. rotadaki gezimizi Paseo del Prado'da bitirdik ve bu harika caddeyi yürüyerek Atcoha Meydanı'na indik. Amacımız bu büyük caddedeki en ünlü üç müzeden birini gemekti. Müzelerden biri caddeye de ismini veren ve Madrid'in en çok gezilen müzesi Prado Müzesi.

Prado Müzesi girişindeki Valezquez heykeli

Bir diğer ünlü müze Museo Thyssen, bir çok önemli eseri koleksiyonunda bulunduruyor. Fakat bizim gezmek istediğimiz müze Museo Reina Sofia'dı.

Reina Sofia girişi

Cumartesileri 14:30dan sonra girişi ücretsiz olan müzeyi gezmek istememin sebebi öncelikli olarak Picasso'nun ünlü Guernica'sı.
Guernica

Ayrıca bir çok güzel Dali'yi ve diğer sürrealist objeleri de görme imkanı bulduk.



Dali - The Great Masturbator

Reina Sofia Girişi

Reina Sofia'nın avlusundaki ünlü Miro heykeli

Daha sonra yakınlardaki bir Cerveceria olan El Briliante'de karnımızı doyurduk. Cerveceria, İspanya'daki birahanelerin adı. Burada barda oturarak uygun fiyata içkinizi yudumlayıp bir yandan da ekmek arası kalamar (Bocadillo Calamares) yiyebilirsiniz.

El Briliante'de bira ve Martini Rosso

Bocadillo Calamares

Daha sonra yine Prado'ya yürüyüp birinci rotanın otobüsüne bindik. Bu rotada daha çok Habsburg Madrid'i denilen eski tarafı geziyorsunuz. Aşağıda, bu bölgede gördüğümüz yerler ile ilgili bilgiler bulunuyor.


Palacio Real (Royal Palace/ Kraliyet Sarayı)
1737 yılında yapımına başlanan saray 3000'den fazla kraliyet ailesine ev sahipliği yapmış. Şimdiki kral burada yaşamıyormuş ama bazı önemli toplantılar hala sarayda yapılabiliyormuş. Sarayın içinde harika sanat eserleri var, eğer ilginizi çekiyorsa gezmenizi öneririm.
Royal Palace & Courtyard
Palacio Real

Sarayın doğu tarafında Plaza de Oriente ve Teatro Real bulunuyor.
Plaza de Oriente ve Teatro Real

Templo de Debod
Amon ve Isis'e adanmış bu eski Mısır tapınağı, Mısır'da bir baraj yapımı sebebiyle UNESCO tarafından olduğu gibi Madrid'e getirilmiş. Tapınak duvarlarında rölyeflere hala göz atabilirsiniz ya da Mısır'dan Madrid'e getirilme hikayesinin ayrıntılı fotoğraflarını müzede görebilirsiniz.

Madrid's Templo de Debod
Templo de Debod

Plaza de Espana, Don Kişot'un yazarı Cervantes'e adanmış Cervantes Anıtı'na ev sahipliği yapıyor.
Plaza de Espana

La Gran Via
Bu cadde Madrid'in en büyük ve en ünlü caddesi. Alışveriş mağazalarının bulunduğu bu dev caddenin ismi çoğu ünlü eserinde geçmekteymiş. Madrid'in labirente benzeyen dar sokaklarını rahatlatmak için özel olarak tasarlanan cadde bir çok güzel binaya ev sahipliği yapıyor. Cadde üç bölümde tasarlanmış. Atocha'dan girilen ilk kısmı Art Neuveau tarzı binalarla süslü. İkinci kısım Amerika'nın Times Meydanı gibi rengarenk ekranlarla, sinemalar ve müzikallerle dolu. Son kısım ise daha görkemli binalarıyla caddeyi şehrin doğu tarafına bağlıyor.
The Gran Via, viewed from Alcala and showing the Metropolis building
La Gran Via

Circulo de Bellas Artes'de muhteşem güzellikle bir bina bulunmakta. Bu bina festival balolarından gösterilere, sergilerden konferanslara her türlü etkinliğe ev sahipliği yapmakta.
Circulo de Bellas Artes

Jardin Botanico (Botanik Bahçesi), Fernando VI'nın botanik koleksiyonunu barındırmakta ve üç ana terastan oluşmakta.
Jardin Botanico

Catedral Almudena Palazio Real'in hemen yanındaki muhteşem bir katedral. Avrupa'daki diğer katedrallere göre daha geç yapılan katedral, diğerlerindeki gotik görünüme sahip değil, aksine barok stiliyle görenleri büyülüyor.
Almudena Cathedral Madrid
Katedral Almudena

Madrid'deki son günümüz yine yarışma ile başladı. Yarışma sonrası karnımızı son kez leziz İspanyol tadlarıyla doyurmak için şehre indik. Önce Cafe&Tee isimli bir cafede paella yedik ve sonrasında çok tatlı dekore edilmiş bir restorant/bar'da -La Bardemcilla de Santa Ana - sangrianın ve harika kalamarın tadını çıkardık.

Madrid'deki son Sangria'mız

Madrid'de yaşam değişik satlerde gerçekleşiyor. Özellikle yazları 13:00-15:00 arası siesta nedeniyle her yer kapalı. Madrid'liler akşam yemeklerini 21:30-22:00 civarında yemeğe başlıyor, sonrasında sokaklarda içkilerini içip barlarda gecenin keyfini çıkarıyorlar. Sabaha karşı eve dönmeden önce acı sıcak çikolata ve çikolatanın içine batırdıkları kızarmış churros hamuru ile ayılıyorlar ve iki-üç saatlik kısa bir uyku sonrası güne yeniden başlıyorlar.
Churos and Chocolate (you can also have them with powdered sugar)

Chocolate con Churros (fotoğraf: www.mailintalks.com/2011/10/26/things-to-do-in-madrid-spain/)
Calle Mayor'da bir Chocolate con Churros dükkanı

İspanyollar domuz etinin her türlüsüne aşık. Museo del Jamon isimli dükkanlardan diledğiniz eti alma ve burada tüketme şansınız var.
Museo del Jamon

Harika Madrid, zevk sahibi sokak ve binaları, büyüleyici müzeleri ve leziz yemekleri ile kalbimizdeki en sevilen şehirler listesinde yerini çoktan aldı.

Canım dostum Altuğ'nun aldığı harika mıknatısın daha güzelini bulamadığım için yenisini almadım:





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder