1 Haziran 2011 Çarşamba

NEW ORLEANS

[10 Mart - 17 Mart 2007 tarihlerinde oradaydım.]

Soğuk kuzey Amerika şehirlerinden atkı, kazak ve palto ile indiğim havaalanında t-shirt düzeyine geçtiğim, tropik kokulu, havada rahatlık ve tembelliğin asılı olduğu bu şehri ilk anda sevdim. Uzun zamandır görmediğim canım dostumun beni havaalanından alması ve o zamanlar yaşadığı minik evine götürmesinin bu sevgide mutlaka bir etkisi vardır.

 
New Orleans'a özgü evlerden biri


7 haftalık staj ve okul odaklı gezilerden sonra bir haftalık aylaklık tatilimin ilk iki gününü ve (arada 5 günlük Florida seyahati sonrası) son gününü New Orleans'ta geçirdim. Hava ilk gittiğimde yağmurlu ve sıcaktı ve gittikçe güneşli bir hal aldı.

New Orleans Logosu

Louisiana
Louisiana
New Orleans
Florida seyahatinden önce orada doktora yapan danstan bir arkadaşım ve onu ziyarete gidip bir süredir New Orleans'ta yaşayan yakın dostum ile ayrıca gezme fırsatım oldu. Beni harika bir krepçide leziz krepler yemeğe, sonrasında New Orlans'a özgü Gumbo ve Jambalaya satan bir lokantaya, onun üstüne de yine New Orleans'a özgü beignet yemek ve kahve içmek için yerleri pudra şekeri ile yapış yapış olmuş Cafe du Monde'ye götürdüler (evet üçümüz de gizli obeziz).
Cafe Du Monde
Cafe du Monde
Ertesi akşam King Buffet'e açık büfe çin ve japon yemeğine götürdüler. Sınırsız suşi (ne yazık ki o zamanlar sevmiyordum) ve kurbağa bacağı ilk bakışta kulağa hoş gelmese de yemekler lezizdi. (Bu arada King Buffet Amerika'nın her yerinde mevcut).

New Orleans'ı diğer Amerika şehirlerinden ayıran bir çok şey var. Birincisi Fransız etkisi. Burada yaşayan Afrikalılar ve Güney Amerikalıları ortak bir kültür oluşturmaları için  bir arada tutan Fransız yönetimi, İngilizlerin gelip kendi kültürlerini sunmaya çalışmasıyla dağılmak zorunda kalmış. İspanyolların da şehri ele geçirmesiyle tam anlamıyla bir kültür karmaşası yaşanmış. Şimdi Amerika'nın bir parçası olmasına rağmen Fransa ve İspanya etkisini rahatlıkla görebiliyorsunuz. New Orleans ayrıca gay ve lezbiyenlerin özgürce ve baskı altında kalmadan rahatça yaşayabildikleri nadir Amerikan şehirlerinden biri.

French Quarter şehrin merkezi ve gece küluplerinin bulunduğu bir mahalle. Geceleri cıvıl cıvıl olan bu yer atlarla gezen polisleri, yukarıdaki balkonlardan boncuk atan alkollü insanları ile enteresan bir yer. Özellikle mart ayının başında (bir hafta ile kaçırdım) kutlanan Mardi Gras sırasında şehrin her tarafında ama en çok French Quarter'da boncuk kolyeler, maskeler, çıplak insanlar görebilirsiniz. Ben bir hafta sonra orada olsam bile ağaçların tepesinde boncuklar görmüşlüğüm vardı.



French Quarter
French  Quarter
French Quarter'ın en ünlü caddesi ise Buorbon Street:

Bourbon Street
Bourbon Street
Florida gezisi sonrası son günümde evinde kaldığım arkadaşımın (ve üniversiteden tanıdığım New Orleans'ta yaşayan iki arkadaşımın daha) Audubon Hayvanat Bahçesi'nde bir konferansı vardı. Sabah uyanıp Audubon Parkı'ndan yürüyerek geçerek hayvanat bahçesine vardım. Burada gezip öğlen onlarla buluştum ve sonrasında parkı beraber gezdik. Burada özellikle Missisipi bataklıklıkları kısmı harikaydı. Beyaz timsah Missisipi nehrine özgü muhteşem bir hayvan:

Beyaz Timsah
Aşağıdaki şey ise bataklıklarda dolaşan bir canavar efsanesinden esinlenerek yapılmış bir maket:

Bataklık Canavarı
Aşağıdaki fotoğraflar da hayvanat bahçesindeki muhteşem hayvanlardan bir kaçı:

Karınca Yiyen
Comodo Dragon

Comodo Dragon Lambası
Pelikanlar

Beyaz Bengay Kaplanı
Tekrar gitsek ve doya doya gezsek istedim.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder