1 Haziran 2011 Çarşamba

LÜKSEMBURG

[1 Şubat 2011 tarihinde oradaydık.]

Zavallı Lüksemburg şehri tahminimce çoğu gezginin uğrak noktası ama özellikle ve sadece burayı görmek için geleni pek az. Bunun bir çok sebebi var sanırım, birincisi diğer Avrupa ülkelerine nazaran bana göre görülecek şeylerin çok az olması. Tabi biz çok, hatta inanılmaz soğuk bir havada az vakitle gezmeye çalıştık, bunun etkisi de büyük olmalı benim bu şehir hakkındaki görüşlerim üzerinde.

Lüksemburg Almanya, Belçika ve Fransa ile çevrelenmiş minik bir Avrupa ülkesi. Nüfusu yarım milyon kadar olan bu minicik ülkede kişi başına düşen milli gelir diğer bütün ülkelerden daha yüksekmiş. Resmi adı Lüksemburg Büyük Dükalığı olan ülkenin Grandük ünvanına sahip kral tarafından yönetilen tek ülke olması da son derece ilgi çekici bir ayrıntı.



Lüksemburg denildiğinde aklıma nefes kesen vadi manzarası geliyor. Şehir derin bir vadi ile ikiye ayrılmış ve masalsı köprülerle birbirine bağlanmış. Aşağıdaki resim Adolph Köprüsü'nün bir bahar ayında nasıl görülebileceğine dair bir fikir verebilir:

Adolph Köprüsü
Fakat biz şu şekilde gördük:


Biz arabamızı aşağıdaki haritada Roosvelt caddesinin orada P ile işaretlendirilmiş parka parkettik ve yürüdük. Ne yazık ki daha önceden bir bilgi edinmediğimizden yanlış yöne doğru, yani karşıya doğru ilerledik. Vadinin öbür tarafı asıl yaşam merkezinin bulunduğu yer. Parlemento binaları, tren garı, alışveriş merkezleri ve Mc.Donalds gibi her damak tadına uygun evrensel yemek yerleri o tarafta. Fakat turistik olarak gezecekseniz kesinlikle merkez olarak adlandırdıkları kıyının bu tarafında bulunan Place d'Armes'den başlamanızı öneririm. Aşağıdaki harita merkez dedikleri nehrin tek tarafını gösteriyor:

Luxemburg Haritası
Yukarıdaki haritada gördüğünüz Place d'Armes (kısacası Pless) şehrin ana merkezi. Burada yazları cafeler, ayın ikinci cumartesi açılan bit pazarı ve diğer dükkanlar ile cıvıl cıvıl oluyormuş.

Pless
Place Guillame II ise diğer bir merkez. Burada özellikle tatlılarıyla meshur cafeler mevcutmuş. Biz gittiğimizde ise aşağıdaki gibiydi:

Place Guillame II
Özellikle heykelin bulunduğu nokta William Square olarak geçiyormuş. Zamanında Luxemburg grandükü ve Hollanda kralı William II , St. Francis'in emriyle buraya bir klise yaptırmış, bu nedenle tam da bu alan William Square olarak adlandırılmış.

Place de la Constitution (haritadaki 41 ve 30 numaralı yerlerin bulunduğu nokta) aşağıdaki anıtı ve muhteşem bir manzarayı sizlere sunuyor çünkü arkasında vadiyi ve şahane köprüleri saklıyor.

Place de la Constitution
Place de la Constitution
Clairefontaine Square (44 numara) biz oradayken küçük bir politik gösteriye ev sahipliği yapıyordu:

Clairfontaine Meydanı
Notre Dame klisesi (51, 13, 2, 26 numaralar) yine vadinin dibine yerleşmiş durumda.

Notre Dame Klisesi
Kliseden haritadaki 31 numaraya doğru yürürseniz oradan vadinin karşı tarafındaki manzaraya bakabileceğiniz bir teras bulabilirsiniz. Buradan Rham platosu ve üstünde bulunan antik kalıntıları görebilirsiniz. Eğer biraz daha yürürseniz, haritada 34 ile numaralandırılmış Spanish Turret'i ve oradaki manzarayı da görebilirsiniz.

Spanish Turret

Karşı tarafa Adolph köprüsü üstünden yürüyerek geçtiğinizde karşınıza  Place d'Metz ve buradaki Burboun Plateu çıkıyor. Burası ismini zamanında tam burada bulunan ve şehri korumaya  yarayan Burboun Kalesi'nden almış. Kale yerle bir olduktan sonra burası şehir merkezlerinden biri haline gelmiş.

Place d'Metz
Yine bu tarafta Paris Square hayatın canlı yaşandığı yerlerden. Buraya köprüyü geçip Avenue de Liberte'yi takip ederek bulabilirsiniz.

Avenue de Libertie
Soğuktan donarak zorlukla gezebildiğimiz Lüksemburg şehri bu kadarda kaldı. Vaktimiz olsaydı Lüksemburg'u masalsı bir ülke yapan kalelerden birine de mutlaka giderdik. (Vianden Kalesi en çok duyduğumuz kaleydi).

Güzel mıknatısımı sizlerle paylaşarak Lüksemburg gezimize de son veriyorum:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder