1 Haziran 2011 Çarşamba

IOWA: DES MOINES & AMES

[10 Ocak - 6 Mart 2007 tarihlerinde oradaydım.]

Bir yerlere gezmeye değil de yaşamaya gitmek insandaki her türlü motivasyonun değişmesine sebep oluyor. Çok uzun bir süre olmasa bile (6 haftalık bir konaklama), insanın rutine bağlamasına ve orayı kısa bir süreliğine bile olsa ev olarak adlandırmasına yeter.

İnsanların turistik olarak Iowa'yı gezmeyeceği varsayımımdan yola çıkarak bu yazıyı bir gezi rehberi değil bir anılar bütünü olarak paylaşmayı planlıyorum. Yolu oradan geçmiş/geçecek kişiler de belki kendilerinden bir şeyler bulabilirler.

Iowa



Iowa
Ocak ayının 10'nunda 32 kişilik öğretmen adayı kendimizi Iowa'da bulduk. Burada çeşitli liselere dağılarak stajer öğretmenlik yapacak, ders gözlemleyip ders anlatacak ve eğitim adına bir çok tecrübe edinecektik. 6 haftalık dönemde Iowa State Üniversitesi'nin  birer öğrencisi sayılacak ve öğrencilerin ayrıcalıklarından yararlanacaktık (öğrenci kimlik kartımız ile bütün otobüslere bedava binmek ve çamaşırlarımızı bedava yıkatmak ayrıcalıkları).

Iowa State Üniversitesi (ISU) Iowa'nın baş kenti Des Moines'e yarım saat mesafede küçük bir üniversite şehrinde konumlandırılmıs (Ames). Biz yine Ames'te üniversitenin lojmanı sayılabilecek iki katlı evlerde üçer kişi şeklinde konakladık. Evlerimiz çok sevimliydi, Gürkan'ı ve Ço'yu alarak orada uzun süre yaşayabilirim (özellikle Ço kocaman bahçesine bayılırdı).

Evimiz
Çoğu insan Amerika'daki toplu taşımanın eksikliğinden dertlenir. Ames'de ise böyle bir problem yok. Her yere otobüs var, her on dakikada bir çok dakik olarak otobüsler geliyor ve şehir çok kalabalık olmadığından rahatça oturarak dilediğiniz yere gidebiliyorsunuz.

Ames dediğim gibi bir üniversite şehri, kampüs ise şehrin merkezinde kurulumuş. Bizdeki gibi giriş çıkış nizamiyeleri yok, isteyen kampüse girip çıkabiliyor. Zaten şehrin ortasında olduğundan otobüs güzergahı kampüsün içinden geçiyor.


Universitenin Memorial Hall'u
 
Lake la Verne kampüsün içindeki minik bir göl

 Bendeki şans gezdiğim çoğu yeri kışın ve soğuk havada gezdim ama burada yaşadığım soğuğu sadece soğuk olarak adlandırmak o dondurucu havaya haksızlık olur. Oraya vardığımızda hava kapalı ve yağmurluydu, yaklaşık iki gün sonra başlayan kar ise biz Mart'ta orayı terk ederken hala devam ediyordu. Eksi Fahreneiht'lara uzunca bir süre tanık olduk. Diz boyu kar, kar yüzünden okulların tatil olması (orada her okul tatiline kendi karar veriyor, öğretmen adayları olarak bir evde toplanıp kimin okulunun tatil olacağını alt yazı ile beklemek çok keyifliydi), karda düşüp bileğini burkmak, burada tatillerde su üstünde kullandıkları hamburger dedikleri dev şişme botlarla karlı tepelerden kaymak (ben bile yaptım, çok keyifliydi) sanki Ankara'daki hayatımızı anımsatıyor değil mi? Bir farkla: orası Kuzey Kutbu'na bizden çok daha yakın olduğundan dışarıda maruz kaldığınız soğuk kendinizi korumazsanız çok kısa sürede sizi öldürebilir.





Yerli halka karışmak terimini tam Ames'de yaşadık diyebilirim. ISU'daki koordinatörümüzün evine davet edildik ve harika bir ziyafete konuk olduk. Adam biraz zengince olduğundan nehir kenarında kocaman bir evi ziyaret etmek ve ev sahibinin elinden dev boyutta biftek yemek çok keyifliydi. Aşağıda salondan bir kare var:

  

Sınıfına stajer olarak gittiğimiz harika Biyoloji öğretmenimiz Carolyn ise yine bizi evine davet etti. Bir yaşında tek yumurta ikizlerine ve simsiyah bir labradora sahip bu şahane insan mutfak literatürümüze Walking Taco'yu kazandırdıktan (artık biz de yapıyor ve keyifle yiyoruz) sonra yine nehir kenarındaki parkta çok keyifli bir yürüyüş armağan etti. Yazın oralar tahmin edersiniz ki cıvıl cıvılmış, nehirde kayak, tekne, kano gibi çeşitli aktiviteler yapılıyormuş.

 
Okula giderken tanık olduğumuz güneşin doğuşu

Carolyn bizi bir Pazar günü kilise ayinine (Katolik kilisesi) ve ardından leziz bir brunch'a götürdü (Amerikan kahvaltısının dev pancake'lerine, muffinlerine, değişik meyvelerine ve diğer çeşitli tatlılarına da orada tanık olduk = orada yaşasam mutlu bir obez olurdum). Dünya sevimlisi ailesi ile çok keyifli vakitler geçirdik, buradan hepsine öpücükler gönderiyorum. Ayrıca ders aralarında şehir merkezine (down town) harika bir çikolata dükkanına da götürmüşlüğü vardır (orada aldığım kiloların sadece yüzde üçünü oluşturuyor). Canım hocam ne güzel gezdirdin bizi.

Çikolatalar :)
Gilbert Lisesi, filmlerde gördüğümüz çoğu Amerikan lisesinin bir kopyası. Orta Amerika'nın genel durumu olarak daha çok beyaz daha az zenci, hispanik ve diğer kültürlerden var. Ne yazık ki daha tutucu (hem din hem ırk konusunda) ve daha kapalı bir ortam. Gerçi bizim sınıfta muhteşem bir zenci çocuk (ne kadar sevimliydi anlatamam) ve annesi göbek dansı öğretmenliği yapan bir ispanyol asıllı amerikalı vardı ve kimse onları görünürde ayırmıyor ve ezmiyordu.

Oradayken bir veli-öğretmen toplantısına ve bir de okul içi kalite arttırma toplantısına tanık olduk. İkinci toplantı tam bir sınıf etkinliği kıvamındaydı. Öğretmenlere grup oluşturmalarını söylüyorlar, her grup belli bir konuda okulu nasıl geliştirebileceğine dair bir pano hazırlıyor ve toplantı sonunda herkese sunuyor. Koca koca adamların (müdür de dahil) böyle bir aktiviteye ciddiyetle katılımlarını gördükten sonra ülkemiz adına ümitsizliğe kapıldım. Aşağıdaki resim bizim sınıfımızda yaptırdığımız bir etkinliğin fotoğrafı ama inanın toplantıda öğretmenler de aynı buradaki öğrenciler gibiydi:

Gilbert Lisesi - Carolyn Miller'in Biyoloji Sınıfı
Öğrenciler söylenenin aksine çok saygılı ve sorumluluk sahibi. Ne yapılması gerekiyorsa sorgusuz yapıyorlar ve sınıfta gerçekten hiç ama hiç konuşmuyorlar. Düşünün ki sınıfınıza iki tane yabancı bayan öğretmen gelmiş ve dilinizi son derece komik bir aksanla konuşarak size ders anlatmaya çalışıyorlar. Sınıfın halini hayal bile edemiyorum. Ama orada her şey sanki çok normalmiş gibi davranıyorlar ve bize destek oluyorlardı. Canım öğrencilerim şimdi hepsi üniversitede okuyor.

Biz okuldaki iki önemli etkinliğe de tanık olduk. Biri Disney karakteri gibi giyinip okula gelme günüydü:


Diğeri ise sevgililer günüydü. Öğrenciler birbirlerinin dolaplarına balonlar ve hediyeler bırakıyorlardı:


 Iowa halkı ile ilgili aklımı yerinden oynatan bir konuya burada değinmek istiyorum. Adamlara soğuk işlemiyor!   Flip flop terliklerle sınafa gelenler, şort-t-shirt'le dışarıda koşanlar bir yana sürekli buzlu kola içiyorlar. Biz okulda kahve veya çay bulamadık, en son mikrodalgada su ısıtıyorduk. Kalorifer gibi bir şey yok, tavandaki havalandırmadan da sürekli soğuk hava üflüyordu. Neyseki kaldığımız evin ısı derecesini biz ayarlayabiliyorduk da evimizi sauna kıvamına getirebilmiştik (sıcak banyoda petri kaplarında bakteri yetiştirdiğimiz bir gerçek).

Oradayken bir cuma günü bizi başkent Des Moines'e götürdüler. Önce oradaki bir teknik okulda gezi düzenlediler. Okul gezmek keyifli evet,  ama bu okulu gezmek inanılmazdı. Teknik okul derken gerçekten teknik okul. İleri biyoloji sınıfı bir hayvanat bahçesi gibiydi:




Bunun dışında hemşire yetiştiren hastane sınıfları, araba teknikeri yetiştiren atölyeler, öğle yemeğimizi ellerinden yediğimiz aşçılık öğrencileri ve mutfaktan oluşan sınıfları ile benim aklım yerinden oynadı. Eğitimde yaparak öğrenme diye bir terim vardır, sanırım bu felsefeyi arkalarına alarak planlanmış bir okul bu. Buradan mezun olan öğrenciler üniversiteye gitmeden iş blabiliyor.




Okul gezisinden sonra yakındaki bir alışveriş merkezini gezip evimize geri döndük. Des Moines'de ya gezilecek bir yer yoktu, ya da bize layık görmediler, bilemiyorum.

Ames'te yapılacak çok fazla şey yok. Amerikalıların hayatlarını geçirdikleri Mall (alışveriş merkezi) tabi ki Ames'te de var. Çok küçük olan bu AVM herkesi görebileceğiniz tek yer. Yanında Wallmart ve Cubs gibi büyük alışveriş mağazaları da bulunuyor. Ayrıca şehir merkezinde küçük tatlı lokantalar, barlar ve bir adet sinema ile gidilebilinecek yerler arasında. Eyaletin NBA takımı yok ama yine de üniversite takımlarının maçları keyifle seyrediliyor. Aşağıda devre arasında gösteri yapan cimnastikçiler var:


Bir de Reinman Gardens var.  Küçücük bir botanik cenneti. Bir adet kelebek evi var ve bir de botanik bahçesi. Çok yetersiz olmasına rağmen soğuktan donan bünyemize ilaç gibi geldi.



Iowa'dan ayrılıp Washington DC'ye gitmeden tam iki gün önce çamaşırlarımı yıkamış geri dönerken buzda kayıp bileğimi burktum. Bundan sonraki DC, New Orleans ve Florida gezilerimi işte bu burkuk bilek ile tamamladım. Tabi ki dönüşte dans hayatımın altı ayına mal olan bir istirahat dönemim vardı ama oralara kadar gitmişken gezmeyip otelde oturmak hiç olmazdı bence. :)

Iowa mıknatıs yönünden de çok fakir, sanırım turistlere sunacağı hiç bir şey olmamasından:


Yine de Amerika kültürüne ilk maruz kaldığım bu eyalete karşı içimde tatlı bir sevgi var. İnsanların güler yüzü, cana yakınlığı (yapay bile olsa), saygısı  o buz gibi şehirde sevdiklerimden uzakta beni hep gülümsetti, normalde olduğumdan çok daha mutlu bir insan yaptı (kukiler, pancakeler, naneli dondurmalar, içi kremalı devasa muffinlerin bununla hiç bir ilgisi yok!).

2 yorum:

  1. Ben Ames'te yaşıyorum çok güzel anlatmışsın ama o kadar da küçük bir yer değil :) Des Moines'te Jordan Creek'e nasıl gitmedin Cheese Cake Factory'de neden yemek yemedin :)

    YanıtlaSil
  2. Aa, ne güzel.. Umarım oralarda keyfin yerindedir. Ne yazık ki Jordan Creek'e götürmediler, ne olduğuna dair bile bir fikrim yok. Cheese Cake Factory'nin Des Moines'de olduğunu bilsek tahminimce oradan çıkmazdık ama Chicago'da bir kere de olsa yeme şansına sahip olduğumuz için şanslıyız sanırım. Oralara selamlar!

    YanıtlaSil