27 Mayıs 2011 Cuma

FLORIDA

[13-14-15 Mart 2007 tarihlerinde oradaydım.]

Florida eyaletinin sadece batı ve biraz kuzeyini gezebildim. Çok keyifliydi ama üzülüyorum çünkü oraya kadar gidip Miami'yi görmemek biraz acı verici oldu. Can dostum Dügülonga (kendisi o zaman New Orleans'da doktorasını yapıyordu) ve onun emektar düldülü ile bir "road trip" yapalım dedik. Kendisinin bir haftalık izni olduğundan New Orleans'tan çıkıp öğleye doğru  Pensacola Beach'e varıp deniz keyfi yapmacılık, oradan Gainesville'de eşi ve bebişiyle yaşayan bölüm arkadaşımızın evinde bir gecelik konuk olmacılık, geri kalan üç günü de Orlando'da da yaşayan danstan bir arkadaşımızın yanında uyuyarak ve etrafı gezerek bitirmecilik gibi bir planımız vardı.

Florida
Pensacola filmlerde gördüğümüz tipik bir meksika körfezi plajı. Upuzun iskeleler, kocaman bir kumsal, sosisli ve bira satan büfeleri ile keyifli bir yazlık ortam. Biz Mart ayının başında oradaydık ve şansımıza hava serin ve kapalıydı. Sahilde, önceden yaptığımız sandviçleri yiyip oturduk ama denize girmedik.


Pensacola Beach
Sonrasında altı saatlik uzun bir yolculuk bizi bekliyordu. Gainesville'in girişinde arkadaşımızın bebeğine ufak bir şeyler almak için bir alışveriş merkezinde durduk. Tek katlı minicik bir yerdi. Hediyemizi alıp çıkarken bir dükkanda çikolatalara batırılmış çilekler gördük. Önünde salyalar akıtarak konuşurken dükkandaki yaşlı zenci adam (Morgan Freeman'ı veya Bill Cosby'i gözünüzde canlandırın) elinde iki adet çikolatalı çilek ilen çıkageldi ve dedi ki: biyrun evlatlarım çok canınız çekti, yiyiverin. (Tabi ingilizce olaraktan). Biz dünya tatlısı bir insala karşılaşmanın verdiği şok ve keyifle arabamıza geri döndük. Umarım keyfin yerindedir canım zenci amcam, buradan sana öpücük.

Gainesville
Gainesville, Florida Üniversitesi'nin bulunduğu küçük bir üniversite şehri. Arkadaşımız ailesi ile üniversitenin lojman tadındaki tek katlı bahçeli evlerinde kalıyorlardı. Bize kebaplı, mangallı, çaylı, zeytinli, mezeli muhteşem bir sofra hazırlamışlar. Mutluluğa mutluluk katmak işte budur! Dünya tatlısı bebişleri ile harika bir akşam geçirip gece orada konakladık ve sabahın erkeninde yola koyulduk.

Hava gittikçe güzelleşiyordu, öğlene doğru Orlando'nun Downtown'una ulaştık. (Amerika'da şehir merkezine downtown, evlerin bulunduğu yere de uptown diyorlar, ben de bunu tam o dakikada Dügülonga'dan öğrendim). Palmiyeler, güneş ve Starbucks'ta kahve ve internet, işte aradığımız buydu. Arkadaşımızın evine ulaşabilmek için adresine ve dolayısıyla internetine ihtiyaç vardı, bir başka dileğimiz de gerçekleşmiş oldu.

Orlando
Kahvenin sonrasında yola koyulduk ve Disneyland'ın önünden geçerek arkadaşımızın evine ulaştık. Eşyaları eve atıp kendimizi Downtown Disney 'de bulduk. Burası tam anlamıyla aklımı yitirdiğim, insanlıktan çıktığım, tuhaf bir yaratığa büründüğüm mekan oldu. İçinde hemen hemen bütün Disney çizgi film karakteri için ayrı bir dükkan olan alışveriş yerlerinden, etrafında lego heykelleri bulunan Lego dükkanından, muhteşem şekerler satan Pamuk Prenses cadısının şekercisinden, içinde legodan Anakonda/ejderha yaratığı yüzen yapay gölünden, Planet Holywood restoranından, Circ du Soleil sahnesinden ve anlatamayacağım binlerce keyifli kavramın hepsinden kendimi alıp kapanış saatinde eve gitmem çok zor oldu. Burası şehrin içinde parasız girilip vakit geçirilebilinecek bir tür açık hava alışveriş merkezi ve tabi ki Orlando'nun çoğu yerinde görebileceğiniz yapay bir para tuzağı. Ne yaparsınız ki benim içimdeki çocuk bu tuzağa düştüğü için hiç pişman değil! Chicago'daki Disney Store da neymiş!

                       

Sanırım burayı benim için yapmışlar! İnsanlıktan çıkmak için müthiş bir yol... (Orada kalabilmek için biraz kapris yapmış olabilirim belki  kim bilir...).

Ertesi gün evinde kaldığımız arkadaşımızın işi vardı biz de kendimizi Sea World'de bulduk. İki hayvan aşığı biyolog olarak bir kendini kaybetme hikayesi daha yaşadık. Sea World resmen deniz dünyası. Muhteşem şovlar, dünya tatlısı hayvanlar, keyifli oyuncaklar var. Ne yazık ki ünlü katil balina Orca o gün doğum yapıyormuş bu nedenle katil balina şovları iptal edilmiş, seyredemedik.


      

En sonda gördüğünüz illete binme gafletinde bulundum. Çok korkunç görünmüyordu, filmlerdeki gibi ıslanır güleriz dedim. O aletten indiğimden beri başka hiç bir Roller Coaster'a, tehlikeli lunapark aletine veya su kaydırağına binmedim (o zaman sene 2007). Çocukken çocuk parkında babam üzülmesin diye nefret ettiğimi çaktırmadan kaydıraktan kayardım ama hiç birinde bu kadar korkmamıştım. O fotoğrafın üstündeki fotoğraf ise meşhur Kraken Roller Coaster'ı. Babane edasıyla Düygü'yü ona endişeli gözlerle bindirdim, hediyelik eşya kısmını keyifle gezip, çıkışında da endişeli gözlerle kendisi aldım. Anlattığına göre harikaymış, ilgilenenlere duyrulur.

Bir sonraki gün evinde kaldığımız arkadaşımız boştu, beraber St. Petersburg'daki Dali müzesini gezmeye gittik.


St. Petersburg
Dali Müzesi Sandalyesi
Dali Müzesi Girişi
İspanyadakini gezmediğim için büyülendim ama eminim orayı gezsem burası evimizin salonu gibi kalır.

Sonrasında yüzmek için Tampa Plajı'na gittik.
Tampa Beach
Meksika körfezinde güzelce yüzüp güneşlendikten sonra keyifli burgerler, karidesler ve midyeler yemek için evinde kaldığımız arkadaşın o zaman sevgilisi şimdi kocası olan kişinin ve arkadaşlarının yanına Clear Water denen yere gittik, aynen aşağıdaki palmiyelerin altında oturup keyif yaptık. Orada denize girmedik çünkü akşam olmuş ve hava serinlemişti.

Clear Water
 Ertesi gün kendimizi Universal Studios'da bulduk sabahın erkeninde. Zaten önceden biletleri aldığımızdan kolayca giriverdik. Burayı Disneyland'dan daha çok öneriyorlardı, büyükler için daha keyifli olduğundan. Fakat bir dezavantajı var. Universal Studios iki farklı parktan oluşuyor  -Studio kısmı ve Islands of Adventure kısmı-(onlar buralara Amusement Park diyorlar) ve bir günde ikisini birden gezmek çok zor, biz denedik biraz zor oldu.


İlk başta asıl film studyosu kısmını gezdik. İçerisi gerçek film stüdyoları gibiydi, western kasabası, uzun bacaklı firavunlar, mumyalar ve benzer karakter ve ortamlar.

    

Her film için ayrı bir eğlence makinası yapmışlar. Biz ilk Jaws'a bindik. Bir tekne içinde gezerken maket bir köpekbalığı size saldırıyor, ıslanıyorsunuz, sonra variller patlıyor ateşler çıkıyor falan. Açıkcası çok kötüydü, hiç inandırıcılığı yoktu. Biz de oradan çıkıp  Islands of Adventure isimli ikinci kısma geçtik. İşte burası muhteşemdi!!

Universal Studio Florida Rides Florida Attraction, Universal Studios Florida  Universal Studio Florida Rides Jurasic Park Florida Attraction, Universal Studios Florida



Universal Adventure Island amusement park Universal Studios Florida Attraction, Universal Studios Florida  Water Area Universal Studios Orlando Florida Attraction, Universal Studios Florida

             

Orası neden bizim değilmiş ki diye sora sora dolandık, şimdi tekrar sorguladım. O yeşil dönen canavar Hulk'in roller coaster'ı, tabi ki ben binmedim üstümden çığlıklar atarak geçerlerken dehşet içinde kendilerini ayıplayarak Seuss Landing'deki bir-beş yaş için ayrılan trende kendime en güzel yeri seçtim:


        

Çok şahaneydi!! Yine olsa yine binerim.

Akşamında ise, Orlando Magic - Utah Jazz maçını seyretmeye gittik söylemesi ayıp. Mehmet Okur ve Hido'yu beraber yerinde gördük. Amway Arena'nın kameraların bile çekemediği en tepesinden bilet alabildiğimiz ve aşağıya inme yüzsüzlüğünü gösteremediğimiz için, teyzeler gibi "hangisi hido bi gösteriver", "aha şu! ... yok o zenciymiş.." durumunu biraz koruduktan sonra kendimizi sosisli sandviç, plastik bardakta bira ve frigonun keyifli kollarına bırakarak dedikodu ve muhabbete daldık, yine de çok keyifliydi.

O gece düldülümüze atlayıp on saatlik yolculuk sonrası New Orleans'a geri döndük. Oradaki maceralar ise bir başka sayfaya...

Orlando'da vaktiniz olursa Bush Gardens'a mutlaka gitmeliymişsiniz, en korkunç ride'lar oradaymış (işte içine oturup çığlık attığın şeylerin genel adı), tahmin edersiniz ki ben pek tercik etmedim. Bir de Tree Flags dedikleri bir eğlence parkı var, ülkenin her yerinde varmış sanırım, onu da çok önerdiler ama vaktimiz olmadı ne yazık ki.

Tabi ki mıknatıs kısmına geldik:





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder