27 Mayıs 2011 Cuma

CHICAGO

[12-15 Şubat 2007 tarihlerinde oradaydım.]

"Bir grup öğretmen olmaya hevesli genç bayanın ders hazırlamaktan fenalaşmış bünyesine ilaç gibi gelmiş bir gezi oldu Chicago -bazı şok edici olayları ayrı tutuyorum, birazdan okuduğunuzda umuyorum ki sizler de ayrı tutmak isteyeceksiniz-. Şubat ayında korkunç bir soğukla ve rüzgarla beraber (Chicago'nun diğer ismi Windy City - Rüzgarlı şehir) dona dona gezdik.

Chicago Merkezi
Iowa'dan otobüsle üç-dört saatlik bir yol gittikten sonra bir günümüzü, metropolitan şehrin karmaşık eğitim sistemini görmemiz için götürdükleri problemli bir lisede geçirdik. Yaşadığımız deneyimi anlatmak güç. Her şey keyifle kapıdan geçerken okulun giriş kapısındaki metal dedektörlerini ve polisleri - ya da özel güvenlikleri- görmemizle başladı. Bazı sınıfların önünde nöbet tutan polisler vardı. Sınıflarda her milletten her dilden öğrenci vardı, ama çoğunluğu Afrika asıllı Amerikalılar ve İspanyol Asıllı Amerikalılar oluşturuyordu. Biz dört biyoloji öğretmen adayı bir kimya laboratuar dersine ve bir kültür dersine girdik. Laboratuarda da kültür dersinde de bir problem gözlemlemedik aksine çocuklar çok uyumlu ve tatlıydı. Kültür dersinde her kültürden insan kendi dünyasını anlatıyor, öğretmen de kendi fikirlerini ve o ülke ile ilgili genel kültür bilgilerini ekliyordu. Duvarda her ülkenin haritası, bayrağı, özel hatıraları vardı. Sanırım o dersi ben vermeliydim!

Okula giderken sokakta gördüğüm afişten çok etkilenmiştim. Orijinalini aradım ama bulamadım ben de hatırladığım kadarıyla benzerini yapmaya çalıştım:


Okulun müdürü bizi öğrencilerin okuldan sonra çete olaylarına girmemesi için çocukları okulda tutmak adına bando, spor takımları, satranç gibi aktivitelerle oyalamaya çalıştıklarını söyledi, hatta bandonun harika bir performansını seyretme şansımız oldu.

Bunlar görece güzel şeyler tabi. Asıl şok okul müdürünün bizimle tanışmak adına yaptığı konuşmada yaşandı. Adam çok şekerdi, gitar çalıp komik komik şarkılar söyledi. En son şöyle bir konuşma yaptı: "Ben Türkleri çok severim, çok bağlantım var onlarla. Okulumuza da çok yardımları oldu. Sayın F. G. (tam adını buraya yazıp mimlenmek istemiyorum, bloguma daha yeni kavuştum) bizi Bursa'da ve İstanbul Fati. Üniversitesi'nde kanuk etti. Siz nasıl Ciha. (aynı kaygıyla tam yazmıyorum) aşkıyla yanıp tutuşuyorsanız biz de eğitim aşkıyla yanıyoruz, işte ortak noktamız bu.." F. G.? Ci.ad aşkı? WTF?! Orada  Atatürk ilkeleriyle yetiştiğini varsaydığımız 32 Türk öğretmen adayı vardı. Sadece sekizimiz duruma tepki gösterdik ve okula geri dönmek istemediğimizi, bizim ciha. aşkıyla falan yanmadığımızı söyledik. Bize şımarık kız çocukları olarak hakaret ettikten ve Türkler gibi değil de, yaptığı pisliği temizleyen Amerikalılar gibi davranmamız gerektiğine dair bir nutuk attıktan sonra Türkiye'ye geri göndermekle tehdit ettiler. Türkiye'yi ve ekibin başını aradık. Sessiz kalıp boyun eğmemizi dönünce konuyla ilgileneceklerini söylediler ve konuyu alel acele kapattılar. Türkiye'ye dönünce işlerin hallolacağı fikriyle şok içinde okuldan çıktık. Ertesi gün bizi okula zorla götürdüler ama ders anlatmayı reddettiğimiz için sadece sınıf gözlemi yaptırdılar. Ve okul ziyaretimiz böylece sona erdi. (Buradan sonra geziyi anlatmaya devam edeceğim ve keyfinizi geri kazanmayı umacağım. Geri döndükten sonra olanlara gelince: bizi oraya gönderen kurum konuya dahil olmuş sekiz kızdan yedisini tek tek çağırıp azarladı -sanırım ilgilenme anlayışları buydu-. Sekizincisi yani ben o kurumla Amerika gezisi dışında bir bağım olmadığı için çağırılmadım. Olaydan sonra zaman zaman bazı başvurularda isimlerimizin yanına uyarılar yazıldığını öğrendik).

Gelelim Chicago'ya. Bir eğitimci olarak Chicago denilince aklıma müzeler, özellikle de Field Museum geliyor. Amerikada eğitici müze anlayışı çok gelişmiş, Chicago da bu konuda önde gelen merkezlerden biri. Museum Campus denilen geniş bir alanda (bakınız harita) çeşit çeşit müze sizleri bekliyor. Bizim sadece bir günümüz vardı ve sadece iki tanesine girdik. Biri Shedd Aquarium (girişteki Karayip Resifi muhteşem!) diğeri ise doktora tezimi müze eğitimi üzerine yapmamda bana ilham veren Field Müzesi (buraya kalp çizebilmek isterdim). Devasa müzenin her yerinde farklı sergiler mevcut. Biz oradayken Evolving Planet sergisi vardı. Sergiye bir alandan giriyorsunuz, girdiğiniz nokta hayatın başladığı zaman oluyor. İlerledikçe fosiller, bilgiler, videolar ve interaktif eğitimlerle zaman için canlı evrimi gözlemliyorsunuz. Mesela kapkara bir koridora giriyorsunuz, işte tam o zamanda toplu soy tükenmeleri yaşanmış. Birden bire dev bir meydana çıkıyorsunuz, her yer dinazor iskeleti ile dolu. Serginin tamamını videoya çekip bir film yaptım ve geri döndüğümde Iowa'daki öğrencilerime seyrettirdim. Elimde olsa Evolving Planet sergisine tekrar gider ve tez araştırmamı orada yaparım ama ne yazık ki artık sergilenmiyormuş. Artık Body Worlds'e kaldık! :)

Shedd Akvaryumu Karayip Resifi

Shedd Akvaryumu yunus gösterisi
Evolutionary Road sergi çıkışı - Field Museum
Çok vaktimiz olmadığı ve psikolojik açıdan şok içinde olduğumuz için çok gezemedik. Michigan Gölü yanında uzanan geniş cadde Michigan Avenue şehrin en olaylı yeri. Özellikle cafcaflı kısmına Magnificant Mile ismini vermişler (bakınız harita). Bütün mağazalar etrafına dizilmiş. Ben Disney Store'u ilk defa orada görüp kendimi kaybetmiştim. Water Tower Place isimli alışveriş merkezi de oldukça güzel.

Şehir gökdelen manzarasında bir numara. Şehir merkezini gölün (veya nehrin tam olarak bilmiyorum) biraz uzağından görmelisiniz. Sears Kulesi (artık ismi Willis Kulesi olmuş) ülkenin en uzun, dünyanın da en uzun beşinci gökdeleni. Biz  Hancock Kulesi'ne çıktık ve hem şehir manzarasının keyfini çıkardık hem de birer içki içtik (Ciha. aşkına birebir). 

Sears Tower

Muhteşem Chicago manzarası
Mutlaka Chicago stili pizza deneyin, dört peynirli olana aşık oldum ben. Bizdeki tuzlu kiş veya turtaya benziyor,  inanılmaz lezzetli.

Chicago stili pizza
Ayrıca Chicago stili cheesecake de muhteşem. Biz Cheesecake Factory denen rüya restoranında otuz farklı çeşit cheesecakeden bir kaçını yedik. Dilim devasa, bir de tepesine krema koyuyorlar. Ortam zaten Alice Harikalar Diyarında gibi dekore edilmiş çok şık bir restoran. Pahalı yemekleri de mevcut ama biz tatlılara servet ödemekle yetindik. Bildiğim kadarıyla Amerika'nın her yerinde şubesi var. Mutlaka deneyin.

Cheesecake Factory girişi
Cheesecake Factory iç dizaynı
Cheesecake Factory mucizesi
Sanırım Chicago'nun Picasso Müzesi, Millenium Parkı, Buckingam Çeşmesi, Lincoln Parkı ve Navy Pier (özellikle yazları fuar gibi oluyormuş) görülmeye değer yerleiyrmiş. Ne yazık ki gruba bağlı olduğumuzdan ve vakit sıkıntısından buraları sadece aldığımız bardakların üstünde gördük. Ulaşım için kısa mesafelerde taksi kullandık ama uzak yerlere grup otobüsü ile gittiğimizden tavsiye veremeyeceğim. Sadece taksicilerin çok fena araba kullandıklarını söyleyebilirim.

Dönüşte yol üstündeki Tanger Outlet'te bir gün geçirdik. Sanırım ömrümdeki en fazla alışverişi orada yapmış olabilirim. 3 dolara muhteşem t-shirtler, 10 dolara adidas saatler aldığımı hatırlıyorum. Üç sene sonra Woodburry Common'da benzer bir deneyim yaşadık -bakınız New York- ama ilkler her zaman daha etkili olmuştur. Eğer arabanız varsa ve orta Amerika'ya doğru ilerliyorsanız tavsiye ederim.

Son olarak mıknatıscıklarım:


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder